Sonsuzluğa Nokta

Sonsuzluğa Nokta❰KINDLE❯ ❅ Sonsuzluğa Nokta Author Hasan Ali Toptaş – Bluevapours.co.uk Asfalt, kapkara bir sel gibi akıyordu altımızdan ve biz giderek hızlanıyorduk Arkama yaslanmış, vitesin ikiden üçe, üçten dörde, dörtten beşe alınışını izliyordum Derken, büsbütü Asfalt, kapkara bir sel gibi akıyordu altımızdan ve biz giderek hızlanıyorduk Arkama yaslanmış, vitesin ikiden üçe, üçten dörde, dörtten beşe alınışını izliyordum Derken, büsbütün hızlandık Şoförün ağzı sımsıkı kapalıydı gene, gözlerini uzaklara, ta karanlığın dibine dikmişti Karanlığın dibiyse yakındı, ölüm kadar yakınSonsuzluğa Nokta, merhametsiz zamanı, uyumsuzları, kayıpları, geçip gidenleri, unutulmayanı, uçurumu, elleri, bıyıkları, tuhaf belirsizlikleri, küfürbazları, kısılıp kalmayı anlatıyor Şiirin faciayla, şüphenin gerçekle, mazinin hoyratlıkla yüzleşmesi Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş evreninin ilk büyük durağıTaşrada ve şehirde sıradan bir günSonsuzluğa Nokta’yı bir “kara” romana çeviren, kendine özgü dehşetini yaratan, ne kazadır ne sakatlanma, ne ölüm;yüzyıl arifesindeki insanlık trajedisini, kimliksizliğini dile getirmesidirErendiz Atasü.

Hasan Ali Toptaş, a truck driver’s son, was born in Baklan, southwest Anatolia, in After completing his military service, he survived by doing odd jobs until he found a position at the Office of Inland Revenue He worked in various small towns as a bailiff and treasurer, and finally as a tax officer Following the publication of a few short stories in journals and anthologies, he paid for th.

Sonsuzluğa Nokta PDF/EPUB ✓ Paperback
  • Paperback
  • 207 pages
  • Sonsuzluğa Nokta
  • Hasan Ali Toptaş
  • Turkish
  • 24 August 2018

10 thoughts on “Sonsuzluğa Nokta

  1. tyranus says:

    * Okul yıllarında para kazanmak için part-time (yarı-zamanlı), bir otelin mutfağında aşçı yamağı olarak 3 yıl kadar çalışmıştım. Aşçı yamakları yemeğin malzemelerini yıkar, soyar, doğrar ve hazır hale getirir; aşçı yardımcıları yemekleri hazırlar; aşçılar ise son dokunuşları yapar ve lezzetleri tadardı. Lezzet açısından değerlendirilen her yemeğin eksiklikleri söylenir, ardından sonraki yemeğin lezzetine bakılmadan önce bir yudum su ya da özel alkali bir solüsyon içilirdi. Sebebi önceki yemekten kalan tadı temizlemek ve dildeki tat yorgunluğunu söküp atmaktı.

    ** Benzer bir durum mutfağa ilk girdiğimizde de olurdu. İçinde onlarca yemeğin hazırlandığı mutfağımızda burnumuzun direğini sızlatan keskin bir koku olurdu. İlk başlarda bir eziyet halinde olan bu kokuya bir süre sonra burunlarımız da, biz de alışırdık; buna sebep de koku yorgunluğuydu.

    *** Beyin ve algılarımız için de geçerlidir bu durum. Sürekli olarak aynı tür ve tarzda düşünmek, benzer fikirlerle boğuşmak beyni lüzumundan fazla yorar. Bir süre sonra, bu fikir ve düşünceler beyin yerine, solunum, kalp atışı, sindirim gibi alışkanlıklarımızı ve istemsiz hareketlerimizi düzenlemekle görevli omurilik soğanına iletilir. Böylece birer alışkanlık haline gelen düşünce ve fikirlerimiz için beynimiz devreden çıkar. Bu tuzağa düşmemek ve beynimizi çalışır durumda tutmak için farklı tarz ve türde kitaplar okumamız önerilmektedir.

    **** Bu kitap bu anlamda işimize yarayabilir; tür ve anlatım tarzı bakımından okuduğum hiçbir kitaba benzemiyor. Biyografik tarzda yazılan kitapta, olaylar zaman akışına göre düz bir çizgide değil de, yaşamın farklı dönemleri ve mekanları karışık olarak anlatılmaktadır. Bu türde bir anlatım biraz yorucu olabilir; ama anlatım açısından hikayeyi daha enteresan ve farklı kıldığını söyleyebilirim.

    **** Hikayenin kahramanı Bedran'ın başından geçen olaylar ve bunların geçmişte uyandırdığı çağrışımlar, hissedilen ve yeniden açığa çıkan duygular ve bu duyguların hakim olduğu düşsel dünyası çok güzel anlatılmış. Kitap bu yönüyle psikolojik bir dünyaya açılan bir kapı adeta. Düşsel
    dünyanıza farklı bir lezzet tattırmak isterseniz şayet, bu kitabı okumanızı öneririm.
    İyi okumalar...


    Sahip olma duygusu ruha yüktür. (kitaptan bir alıntı)

    ...artık öteki kadınlardan pek farkı kalmayan karımın, evlendiğimiz yıllarda kısa bir süre için çizgi dışı yaşayarak beni gafil avladığına inanmaya başlamıştım. (kitaptan bir alıntı)

    Yeni gelenler, gidenler hangi virgülde bırakmışlarsa oradan başlıyorlardı konuşmaya. Bir görevi, nöbetleşe sürdürüyorlardı sanki (kitaptan bir alıntı)

  2. Banushka says:

    çift zamanlı olarak ilerleyen ve bunu büyük bir ustalıkla kotaran bir roman.
    erkek çocuk ve baba figürünün bu denli iyi işlendiği bir yerli roman okumadım sanırım.
    erkeklikle bezeli olsa da hiç rahatsızlık vermeyen bir tonu var, şimdiki romanların tersine.
    80'ler, çatışmalar, taşra ve kent ikiliği, modern hayatta cinsellik romanın arka planında akıp gidiyor.

  3. melis says:

    Bazı kitapların elleri olduğuna inanırım. Sayfalardan taşıp göğsüme uzanır, gönlümü sarıp sarmalar ve hatta yer yer mıncıklar, kalp atışlarıma yön verirler. Bu da öyle kitaplardan biriydi.

    Bunun üzerine daha ne denir bilemiyorum. Toptaş'tan bahsederken herkesin tekrarlayıp durduğu ama yine de anlamını yitirmeyen İyi ki Türkçe biliyorum da aslından okuyorum, sözüne sığınabilirim belki.

  4. Nesli says:

    Konu olarak karamsar,karanlık ve depresif bir hikaye okudum. Sonunu belki başından kestirebilirsiniz ama ben yazılanın içinde kaybolduğumdan ötürü hikaye aydınlandığında aydınlanabildim ancak. Kayboluşun böylesini yaşatabilen (tanıştığım) yazar sayısı çok az. Romantik bir öykü hiç değil ama sizi duygusallaştırıyor. Ön planda olan bir baba-oğul çatışması var. Kasaba yaşamı, işsizlik, öğrencilik, gençlik, olgunluk.. Aslında en çok kayıplar var, daha hiç sahip olunmadan kaybedilen, farkında olmadan sahip oluşun. Hatta belki de ben de okurken bu sebepten kayboldum sayfaların arasında.

    Yazar önce geçmişten bir şeyler tutuşturuyor elinize ardından gelecekten bir kesit veriyor. Bölümleri bu şekilde sıralamış, bir şimdi bir de o zaman diye. Okudukça parçaları birleştiriyorsunuz böylelikle ve bittiğinde karakterin hissettiğini düşündüğüm o yorgunluk, yılgınlık ve bitik hal durumunu siz de hissediyorsunuz ama farkı bir şekilde. Okuyucunun hissettiği huzurla karışık hisler değil çünkü karakterinkiler. Bedran'ınkiler acı şeyler, boğazı düğümleten, nefesini kesen ve yavaşça ölüme götüren.
    Sonlara doğru bir kısımda, hayal gücünün genişliği beni şoka uğrattı bir de. Yok artık! deyip kitabı bıraktım kenara. İşte tam o anda kitabın başında çok da açıkça söylenmeyen şeyler de yok artık! oldular benim için. Düğüm içinde düğüm adeta.

    Kitabın başındayken gerçekten guzel bir şey okuduğunuzu-okuyacağınızı farkediyorsunuz. Sonlara doğru bu hava bozulursa diye kuşku duysam da ben, hiç öyle olmadı. En başından en son cümlesine kadar harika bir kitap okudum. Hatta o kadar etkilendim ki, yazarın-tüm-kitaplarını-al-oku-sakla-hem-de-hemen diye zırlayan kafamdaki sesi susturamıyorum.

  5. Gökçen Cansu Solter Aydıner says:

    Coğunluğunun bir işte çalıştığı, aynı dükkanlardan alışveriş yapıp aynı yöntemlerle yediği, aynı şeyleri konuştuğu, çocuklar doğurduğu, sonra onların hep birlikte okula gittikleri, aynı renk giysilerle sınıflarını geçip mezun oldukları, ardından tabur tabur askeri birlikler oluşturdukları, aynı marşları aynı biçimde söyleyerek aynı koğuşlarda aynı kıvrılışlarla yattıkları ve bu edimlerle beraberlik ruhunu yakaladıklarını sandıkları, sonra bir bavul dolusu anıyla terhis olup eve döndükleri, anne babalarına hiç değişmeyen ve toplumun hazırladığı reddedilmez duygularla sarıldıkları, aynı yasalara uyarak evlendikleri, babalarından devraldıkları yöntemlerle seviştikleri ve babalarından boşalan iş kadrolarına kapılanınca dünyanın yarısını ele geçirmişçesine sevindikleri, sevinçlerini aynı yüz ışıltısıyla yansıttıkları ve tıpkı kendilerinden öncekiler gibi, gene çocuk doğurdukları ve onları besleyip büyütmeye başladıkları ve bütün bu olup bitenlere 'dönüp duran paslı bir çember' diyecekken 'akıp giden yaşam' adını verdikleri uyumsuz bir toplumda, yelken kulaklı bir uyumsuzdum ben.Sonsuzluga Nokta Hasan Ali Toptas

  6. Tayfun KARA says:

    Kitap okuyarak kafasını boşaltanların, rahatlayanların okumaktan keyif alacağı çok güzel bir kitap yazmış Hasan Ali.

    İçerisinde herkesin altını çizmeden duramayacağı, hak vereceği satırlarla dolu bir kitap. En güzellerinden birisi de şu tanımlamadır bence:

    Yükselmek: Kendini aşağılarda saymanın ateşli hastalığı; insanın kendisi için doğurduğu son anne; bugünün tadını alıp götüren büyülü bir düş, ya da; yukarı doğru alçalış...

  7. Perihan says:

    Yazar kelimelerle dans edercesine meydan okumuş hayata, her cümlesiyle. Hani hepimizin içinde karanlık ya da herkesin önünde söyleyemediği sözleri vardır ya, yazar onları cümlelere dökmüş bu kitapta. Kimlik arayışı, belirsizlik, sonsuzlukta kaybolmuşluk hissi, yatalak ve yalnız bir adamın dramı... Çocukluğunda babasıyla yaşadığı sıkıntılar peşini bırakmayan bir adamın, sevgi ve ilgi arayışı...
    Hatta birini ararken bazen ikisini aynı anda bulması , okuyanlar anladı!!!
    Çok iç bunaltan, rahatsız eden, gerçek ile hayalin karıştığı ilginç bir hikaye, ama not düşülecek bir sürü dikkat çekici, anlamlı sözlere sahip bir kitap. Dediğim gibi okurken çok hikayeyi sevememiştim, bunaldığım anlar olmuştu. Diğer kitaplarını da okumayı çok istiyorum. Çünkü okudukça daha da çok seveceğimi düşünüyorum:)

  8. Gamze says:

    Bazı kitaplar var herkese hediye etmek istiyorum. Hepsi okuduktan sonra uzun uzun kitap hakkında konuşmak. Sonsuzluğa Nokta da benim için o kitaplardan biri oldu. Hasan Ali Toptaş'ın anlatımı öyle yalın öyle şiirsel öyle akıcı ki insan kendini kaybediyor. Betimlemeleri öyle güçlü ki okurken o sahneyi yaşıyorsunuz adeta. Bilinç akışı tekniğinin kusursuzca kullanıldığı bir roman diyebilirim. Her olay bi başka olayın tetikleyicisi sanki başka hikayelere açılan bir kapı. Okurken genelde Bedran'ın yerine koydum kendimi onun kadar karamsar olduğumu fark ettim bi yandan bi yandan da öyle bütünleştim ki Bedranla romanın sonuna geldiğime kendimi uzun süre inandıramadım. Devam etsin istedim.

  9. Halil says:

    Hasan Ali Toptaş romanları gibi sonunda bi bok olmayacağını bile bile sonuna varıncaya kadar kendine bağlamayı başaran hayatımda yarattığı kasvetli atmosfer ve karamsar karakterlerle mazoşist ruhuma onulmaz yaralar açarak bayram neşesi yaşattığı için Toptaş'a en içten teşekkürlerimi sunarım. Kitabın son cümlesini de bitirip arka kapağını kapatırken dedim ki git bi kitapçıya İclal Aydın'ın Hayat Güzeldir kitabını al, pembe fosforlu kalemle her sayfada altını çizdiğin cümlelerden kendine hayat düsturu oluştur, mutsuzlukla mutlu olmayı bırak. Seviyom seni kör şeytan ;)

  10. Simge says:

    Aslında yorum yazmadan önce belki de durup düşünmem, okuduklarımı sindirmem ve böylece kitabın beni içine çektiği dünyadan sıyrılmam gerekiyordu fakat yapamadım. Kitabın yoğunluğunu henüz bu kadar net hissediyorken yazmamın en iyisi olacağını düşündüğümden muhtemelen... Özellikle belirtmek istediğim ilk ve belki de tek nokta kitabın muhteşem bir edebi dile sahip olması; diğer her şey bu dilin ve anlatım tarzının çevresinde dönüyor zaten. Kitabın başından itibaren, ana karakterin duygu ve düşünce dünyasına çekiliyor ve bu dünyayı karakterle bir olarak seyrediyorsunuz, sanki onun sadece birkaç adım uzağındaymış veya zihninin içine girme imkanı bulup bu sayede her anına tanık olabiliyormuş gibi...Zaman zaman her takipte gerçekleşebileceği gibi, bu takipte de yoruluyor ve zihninizi toparlamak istiyorsunuz. Siz böyle düşünürken yazar bambaşka bir konuya/zamana geçmiş ve sizi de oraya sürüklemiş oluyor, daha siz ne olduğunu anlayamadan hem de.
    Benim için kitapla ilgili en önemli noktalardan biri de sanırım, her zaman aynı fikirde olmayabileceğim, belki de benden çok farklı bir insanın hayatına bu kadar yakından tanıklık etmeme imkan vermiş olması. Hayatımızı yaşarken, birilerini tanıdığımızı düşünüyor, onlarla ilgili bazı fikirler ediniyor ve buna bağlı olarak yargılara varıyoruz fakat insan zihninin karmaşıklığı, değil bizim onları tanımamıza, belki onların bile kendilerini doğru düzgün tanımalarına olanak vermiyor. Biz bile kendimizi şaşırtabiliyoruz bazen düşünce ve davranışlarımızla. Konuya buradan bakınca, bu kitapta gerçek dünyada rastlaması oldukça zor veya mümkün olmayan bir bir insanı en dürüst, gerçek ve yalın haliyle tanıma duygusu oluşuyor. Hiçbir şeyin saklı olmadığı, üzerinin örtülmeye çalışılmadığı bir hayattan bahsediyoruz. Yeri geliyor düşüncelerimiz çatışıyor, yeri geliyor anlatılan bu hayat bizi şaşırtıyor fakat tanıklığımızı sürdürmekten bir türlü vazgeçmiyoruz. O kadar ince betimlemelerle bezenmiş ki okunan yaşam, sadece okumuyoruz sanki biz de birlikte yaşıyoruz veya yaşamayı tercih etmesek bile, olayların yaşandığı her yerdeyiz; durmadan, yorgunluğumuza bakmadan. Öyle bir kitap düşünün ki, kaybolduğunuzu düşünüp pes etmek isteseniz bile o sizi bırakmıyor bu sefer, türlü şekillerde kaybolduğunuz yerden sizi çekip çıkarıyor ve boşlukları dolduruyor; işte o anda sanki kitap ve insan yer değiştiriyor, birbirine karışıyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *