Yaşadığım Gibi

Yaşadığım Gibi❮PDF / Epub❯ ☆ Yaşadığım Gibi Author Ahmet Hamdi Tanpınar – Bluevapours.co.uk Dergi ve gazetelerde dağınık olarak duran bu yazılar bir kere okunduktan sonra unutulmuşlardı Kimse onları bir arada toplu olarak görmemişti, yazarın kendisi bile Şimdi okumak zevki olan he Dergi ve gazetelerde dağınık olarak duran bu yazılar bir kere okunduktan sonra unutulmuşlardı Kimse onları bir arada toplu olarak görmemişti, yazarın kendisi bile Şimdi okumak zevki olan herkes, Türkçe'nin bu güzel yazılarını okuma saadetine kavuşacakBir araya gelen bu yazılar, Tanpınar'ın alaka ve düşünce sahasını, ana fikirlerini daha açık bir şekilde gösteriyor Ahmet Hamdi Tanpınar'ın çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarından derlenen Yaşadığım Gibi yazarın, şair, hikayeci, roman ve edebiyat tarihçisi olarak milli kültürümüzle ilgili özlü fikirlerini yansıtmaktadır.

Ahmet Hamdi Tanpınar June January was one of the most important modern novelists and essayists of Turkish literature He was also a member of the Turkish parliament the Grand National Assembly of Turkey between and Tanpınar was born in Istanbul on June His father was a judge, Hüseyin Fikri Efendi Hüseyin Fikri Efendi was Georgian from Maçahel Tanpınar's m.

Yaşadığım Gibi eBook ✓ Paperback
    Yaşadığım Gibi eBook ✓ Paperback edebiyat tarihçisi olarak milli kültürümüzle ilgili özlü fikirlerini yansıtmaktadır."/>
  • Paperback
  • 541 pages
  • Yaşadığım Gibi
  • Ahmet Hamdi Tanpınar
  • Turkish
  • 13 October 2019

10 thoughts on “Yaşadığım Gibi

  1. Laila says:

    Tanpınar ve dönem edebiyatını tanıma yolunda ikinci adımımdı Yaşadığım Gibi

    Severek başladım, keyifle devam ettim. Dİğer okumalarıma göre uzun soluklu oldu çünkü bitsin istemedim, bir gün okumayı düşünürseniz araştırtan, öğreten, içi dolu dolu bir kitap elinize alacağınız.

    Sadece edebiyatla ilgili diyemem, aynı zamanda yaşama, dönemin olaylarına, İstanbul'a kısaca hayata dair ne varsa bulabileceğiniz, yalın diliyle sizi esir eden bir eser, her zamanki gibi çoklu kitap okuması yaptığım için uzun soluklu paragraflarda diğer okumalarım hızır gibi imdada yetişti.

    Otobüste, toplu mekanlarda okuyacak olursanız konsantre olmakta zorlanabilirsiniz.

    Bu kadar övüp neden 4 yıldız verdiğime gelince, yazarın ve eserin eksikliğinden değil kendi cehaletimden diyebilirim. Zira kitabın son bölümü olan Plastik Sanatlar kısmında adı geçen ressam ve heykel sanatçılarına çektiğim yabancılık yüzünden sadece yüzeysel bilgi sahibi olabildim. O bölüme ilerleyen günlerde yeniden geri dönüp sanatçılar bazında tek tek araştırma yaparak, imkan olursa eserlerinin sergilendiği yerleri ziyaret ederek, hissederek yeniden üzerinden geçmeye niyetliyim.

    Kitapta özellikle İnsan ve Cemiyet bölümünü oluşturan makalelerden çok hoşlandım. Az önce bahsettiğim güncel yaşama dair tespitlerin en yoğun olduğu bölümdü. Ayrıca, Üç Şehir kısmında anlatılan İstanbul'a aşık olmamak elde değil...

    Benim en büyük şansım İstanbul'u yeni tanıdığım dönemlerde bu eseri elime almak olmalı sanırım.

    Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde Türk eserlerin, Türk yazın sanatının o dönemden bu güne ışık tutan ip uçlarını buldum.

    Musıki kısmında ise öz müziğimize dair araladığım kapıyı biraz daha açma şansım oldu. Özellikle İsmail Dede'ye dair anlatılar çok öğretici ve etkileyiciydi.

    Herkesin okuması gereken bir başyapıt deyip aldığım bir kaç notu ekleyerek satırlarıma son vereyim...

    IsmailDede Türk musikisinin en onemli ustadlarindandir. Soyle ki batmakta olan enkazi muhtesem bir zafere cevirmistir... Ucuncu Selim ve Ikinci Mahmud doneminin olaylarina sahitlik etmis, Abdulmecid zamaninin yenilesme calismalarini gormustur... Istanbul'da dogup muhasebe kalemine yazdiilrildiysa da asıl okulu Yenikapi Mevlevihanesi olmustur. O zamanki postnisin Ali Nutki Dede ve selefi olan kardesi Abdulbaki Dede'nin rahle-i tedrisinden gecmistir. Ferahfeza makamindaki pesrevini soyle birakayim http://www.youtube.com/watch?v=w2c6nW... … neye taparsaniz tapin, huzur verdigini goreceksiniz... Bu makam ve pesrev Ahmet Hamdi Tanpinar'in Huzur isimli eserinde cokca gecer... :) Ferahfeza makamini cok seven Sultan Ikinci Mahmut'un istegi ile bestelendigi rivayet olunur. Eserin ilk icra edilecegi gun hasta olan Ikinci Mahmud'un; hasta idim, gelemeyecektim... iyi etmişim...adeta iyileştim'' dedigi anlatilir. Ferahfeza makaminin dogusuna dair bir rivayeti de Tanpinar'dan okuyalim;

    Ikinci Mahmud Ferahfeza'yi dinledikten sonra Sakir Aga'yi teselli icin; Dede ile guresilmez, o musikinin canavaridir demistir.

    Dede'nin uslubuna ve dinleyende yarattigi etkiye dair:



  2. Veli Çetin says:

    Yazarın gazetelerdeki köşe yazilarindan ya da konuşma metinlerinden oluşan derleme bir kitap.

  3. Burak Duman says:

    Geçenlerde başıboş dolaşan bir ilham perisinin muhayyileme bir öpücük kondurmasıyla yazdığım şiiri, muhterem bir dostuma gönderdim ve bir okur penceresinden yorum yapmasını istedim. Bana verdiği cevap ise şyleydi: “Burakcığım senin yazdıklarını bir okur olarak değerlendiremiyorum. Ne yazarsan yaz, yazdığın ve paylaştığın için mutlu oluyorum. Yorumlarım bu sebepten güvenilir olmayabilir.”.
    Bu söylediklerim ışığında, uzam ve zaman gözetmeksizin, açtığı yolda yürüdüğüm; değerlerimizi, medeniyetimizi ve geçmişimizi doğru bir şekilde idrak etmemi sağlayan ve üstat olarak kabul ettiğim Tanpınar’ın yazılarından oluşan bu kıymetli derleme üzerinde, naçizane fikrimi, lafı fazla uzatmadan paylaşma gereği duydum. Girişte verdiğim örnekte olduğu gibi, söz konusu Tanpınar olduğunda, nesnel bir tutum takınıp, hocamızın yazdığı veya yazmadığı nenler üzerine yorum yapmak, mümkün olmuyor. Bu kitabı, bilinçli olarak okumaya başlamış kimselerin, Tanpınar’la tanışık oldukları aşikârdır. Onun romanlarını, hikâyelerini okuyan kimseler mütemadiyen; bu birikimin, bu çığır açan ekolün beslendiği kaynakları düşünmektedirler. Tanpınar’ın eserleri bizi bireye, birey üzerinden cemiyete, cemiyet üzerindense değerlerimize götürür. Bunu uzun uzun anlatmaya lüzum yoktur. Anlatmaya çalışmak da, bu yazının boyutunu aşacaktır. Bundan ötürü kitabı şöyle birkaç başlıkta ele almak istiyorum.
    Yaşadığım Gibi’de, üstadın gazete ve mecmualar için yazdığı yazılar mevcut. Bu yazılarda, insanımızın, yaşanan onca badirelerden sonra, bir Avrupalı gibi okuyan, sanat eseri üzerinde fikir sahibi olan, onu yorumlayabilecek nitelikte, kalifiye bir kimse olmasını arzulayan Tanpınar çıkıyor karşımıza. Kimi zaman, yaşadığı acı günlerden sonra Fransa’nın, o sefalet dolu dönemde bile, tutunacağı bir dal olarak klasiklere sahip oluşunu, bizlere gösteriyor olması, az önce söylediklerimi kanıtlar nitelikte. Bizler, özellikle ecnebi dilleri bilmiyor olmamızdan ötürü, münevver yetiştirmekte güçlük çektik. Tecüme Bürosu ve Tercüme Dergisinin faaliyetleri, Hasan Âli Yücel öncülüğünde klasiklerin çevrilmeye başlanması ve belli bir sistematik yöntem izlenmesi, bizi cahil bir güruh olarak yeryüzünde gölgeleyen o kara bulutların yok olması için başlatılan cesur girişim ve insanımızın edebiyatla ve klasiklerle tanışması… Zamanın çok ötesine geçmiş muharrir veya şairlerin adlarını burada teker teker saymaya gerek var mı, bilmiyorum. Bildiğim tek şey, o kara bulutların yok olması için varını yoğunu ortaya koyan aydınlarımıza duyduğumuz minnet borcudur. Şimdi yeni bir paragrafa geçmek ve arada bir köprü oluşturmak istiyorum.
    Tanpınar’ın Paris’e gidişi, yalnız edebiyatla değil, resim ve musikiyle de ilgilenmesi, Yahya Kemal ve onun büyük tesiri ve kendi cemiyetinden muayyen bir karşılık alma arzusu. Bu kitabı eline alanlar, Tanpınar’ın cemiyet üzerine söylediklerini okurken, kendilerinden geçeceklerdir. Son bölümde –bana hitap ettiği söylenemez, resim dendiğinde aklıma birkaç Ayvazovski tablosu gelir- resim hususunu ele alırken, memleketin içinde bulunduğu durumu ve sanata yapacağımız yatırımın, ilerisi için çığır niteliğinde olduğunu ön gördüğünü anlamak zor olmaz. Türk ressamını tanıtmak için verdiği çabayla, gittiği sergileri anlatırken, Poseidon’un azabından kaçan denizcilerin verdiği çetin mücadeleden çok da farkı yoktur kendisinin.
    Tanpınar okuyan kimselerin pek ala tanıdığı Dede Efendi ve Musikinin, üstat üzerindeki etkisi, Yahya Kemal ile yapılan yürüyüşler, sohbetler ve niceleri… İşte tüm bunları muayyen bir şekilde görüyor, okuyor ve düşünce dünyamızı, mürekkebin hakkını layıkıyla veren bir kimse sayesinde, zenginleştiriyoruz. Bu zenginlik, yaşadığımız sefaletin boyutlarını ortadan kaldırıyor, paranın pul kadar önemi olmadığını, onun asıl gayesinin eğitim amacından öteye geçmemesi gerektiğini, en kötü şartlarda dahi tutunacak dal olarak sığındığı kitaplarından anlıyoruz.
    Özetlemek gerekirse, bize gerçek değerlerimize dönmemizi öğreten, geçmişe duyduğumuz hasrette sıkışıp kalmayıp, lahzayı en iyi şekilde tecrübe etmemizi sağlayan bir muharrir, bir ışık, bir çığır! Tanpınar… Sanat anlayışını eserlerine nasıl yedirdiğini idrak etmek, onun yaşantısının dinamiklerini görmek isteyenler için elzem ve oldukça mukaddes bir derleme olmuş Yaşadığım Gibi. Sözlerime bir son vermeden önce Yahya Kemal’in bir rubaisini –Tanpınar bir röportajında, bu rubai üzerinden Yahya Kemal’i anlatıyor, YouTube’dan bulunabilir- paylaşmak istiyorum.

    “Çepçevre bahar içinde bir yer gördük
    Ferhad ile Şirin’i beraber gördük
    Baktık geceden fecre kadar ellerde
    Yıldızlara yükselen kadehler gördük”

  4. erkamdiyorum says:

    en son montaigne'in denemeler'ini okurken böylesine kendimden parçalar bulmuştum. esasen kitap, insanın farklı zamanlarda tekrar tekrar okuması gereken bir baş yapıt bence. sebebi de farklı yaşlarda kitaptan(denemelerden) farklı anlamlar çıkaracak olması. ben üniversiteye başlarken okumuştum ilk bölümlerini. şimdi tekrar okudum da, eskiden çıkardığım anlamları yadırgar oldum :) beğenerek okudum, herkes muhakkak -en azından birkaç bölümünü- okumalı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *